VE CİN KÖPRÜ
GÖZLERİME KÜSTÜM
HAYADLIK YAŞAMLAR
VE CİN KÖPRÜ
Akarın sağından konuşa konuşa köprüye ilerlerken Zeliha, yolun bir o yanına bir bu yanına geçiyor; ileriye bakıyordu. Mediha’nın dikkatini çekti:
— Zele, ne oldu, nereye bakıyon?
— Hala, Cin Köprü’yü görmeye çalışıyorum.
— O buralardan görünmez, çok aşağıda kalır.
— Sen Cin Köprü’yü gördün mü, üstünden hiç geçtin mi, hala?
— Ben geçmedim de… Çok uzaktan gördüm.
Mediha böyle deyince merakını gidermek isteyen Zeliha, Muzaffer’e döndü:
— Emmi, sen Cin Köprü’den geçtin mi? Çok mu yüksek?
— Yüksek kızım.
— Ne kadar yüksek?
Muzaffer biraz düşündü:
— On insan boyu vardır, belki de daha fazla.
Zeliha şaşkınlığının heyecanıyla:
— Aboovvv! Geçtin mi peki emmi, Cin Köprü’den?
Mediha da yüksekliğe şaşırmıştı. Muzaffer başını salladı:
— Geçmedim amma, çok yakınına vardım.
— Korkunç diyorlar, öyle mi emmi? Korkunç mu?
— Korkulacak kadar var kızım… Karşılıklı iki yamaçtaki dimdik kayalıkların üzerine, iki kalın ağacın arasına tahtalar yan yana dizilmiş. Kimisi kırık döküktü benim gördüğümde, kenarlarında korkuluk da yoktu. İnsanın içi ürperiyor bakarken bile.
Zeliha, şaşkınlıkla karışık endişeli bir tavırla duraksadı; duyduğu, merak ettiği konuyu sordu:
— Emmi, Cin Köprü’nün bizim köyden bir çobanla ilgili öyküsü varmış. Sen onu biliyor musun?
— Biliyorum. Çok eskiden bizim köyden Ali adında bir delikanlıyla babası, Polatlı’nın Sarıoba köyüne davarlarını götürmüşler. Orada bir ağanın yanına çoban durmuşlar. Ağa, hem Ali’den hem babasından çok memnun kalmış. Birkaç yıl kışları o ağanın yanında geçirmişler.
Muzaffer yorulmuş gibi durakladı. Derin bir nefes alıp devam etti:
— Ağa, Ali’yle yaşıt bir kız babasıymış. Gel zaman git zaman, Ali ile kız birbirlerini sevmişler. Ağa da biricik kızını sevdiği delikanlıdan ayırmayı aklına bile getirmemiş. Allah’ın emri, peygamberin kavliyle ağanın nur yüzlü kızını Ali’ye istemişler. Ağa, dünürcüleri geri çevirmemiş, evlenmelerine izin vermiş.
Muzaffer derin bir soluk daha alıp:
— Yaz olunca Sarıoba’da düğün dernek kurulmuş. Oradaki işler bitince gelin alınıp yola çıkılmış. Her şey yayla zamanına rastlamış. Bizim köyün Sorudak yaylası değil, öteki yaylası Sarıbasır’a gidilmesi gerekiyormuş. Derenin suyu, şimdi gördüğünden çok daha fazlaymış.
Zeliha ile Mediha istem dışı bir nazarla dere suyuna baktılar. Muzaffer devam etti:
— Şimdiki köprü de yokmuş o yıllarda, dereden geçmek de çok zormuş. En kısa, kestirme ve en kolay geçilecek yer Cin Köprü diye düşünülmüş.
Hem yürüyorlar hem Muzaffer’i dinliyorlardı:
— Gelin, at üstünde köprüden geçerken karşıdaki kavakta yuvalanmış bir kartal, gelin alıcılardan korkup birden havalanmış. At ürkmüş. Gelin dengesini kaybedip, köprünün henüz başındayken kayalıklara çarparak dereye düşmüş. Ölüsünü ta Şadıman’da bulmuşlar. Düşüp kaybolduğu yere de mezar kazıp gömmüşler.
Zeliha’nın içi burkuldu, sesi bir tuhaf çıktı:
— Ah, çok yazık olmuş gelin abaya… Keşke attan indirseler de yürüyerek geçseydi köprüyü.
Görmeseler de bir süre Cin Köprü tarafına bakıp sustular. Ilık esen rüzgârın kulaklardaki uğultusu ile akarın sesi dışında hiçbir ses yoktu. Bunlar bile bu acı olayın yankısı gibiydi sanki. Hayat durmuş gibiydi o an onlar için.
Zeliha yeniden sordu:
— Ölen gelinle ilgili bir de yakım, ağıt yakılmış. Onu biliyor musun, emmi?
— Duydum da sözlerini bilmiyorum yeğenim.
— Mediha halamgil, kızlarla bir araya gelince düğünlerde içli içli söylüyorlardı.
— Söylesin de dinleyelim.
Mediha:
— Hepsi aklıma gelmez…
Zeliha:
— Olsun hala, aklına gelenleri söyle hadi; hem yayla yolunda Köroğlu’nun türküsünü ne güzel söyledin.
Muzaffer de ısrar edince Mediha söylemeye başladı. İçli, buğulu, yanık bir sesle:
Gelin kızlar, gelin gidelim
Öğle yemeğini biz de yiyelim
Hürmüz gelini biz de görelim
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini*
Dalgada vurmuş selvi boyuna
Gelini çektiler orman içine
Kelebekler kondu sırma saçına
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini*
Seymenleri kaya gibi dolaşır
Gelin alıcıları koyun gibi meleşir
Güvey beye kara haber ulaşır
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini*
Köprü altında azgın sular köpürür
Gelinin al tüteği suda yelebür
Gümüş kuşağı kumda yalabur
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini*
Avcı da getirin vursun kartalı
Baltacı getirin kessin kavağı
Yüzgücü getirin bulsun gelini
Alma da gelinim alma allı
Alma da sular allı gelini
Gümüş de kemer sıkmış belini*
Mediha’nın söyleyişini bozmamak için biraz yavaş yürüdüler; hem söylediler hem dinlediler. Zeliha, nakaratlarda halasına eşlik ederken Muzaffer de sessizce içinden mırıldanıyordu. Bu acılı öykünün, insanın içini yakan türküsü yüreklerini iyice burktu. Kimse Cin Köprü tarafına bakmıyordu artık.
Türkü bittiğinde, Cuma Deresi Köprüsü’nün tam ortasına gelmişlerdi. Zeliha yere bakıyor, ayağına takılan taşı itekleyerek ilerliyordu. Hava iyice ısınmış, hepsi de terlemişti.
Muzaffer:
— Biraz çabuk gidelim, etler bozulmadan köye varalım.
Emektar’ın yularını tutup önden ilerlerken kızlar, öküzlerin sağrısına ellerini koymuş, hafif hafif vurarak hayvanları hızlandırmaya çalışıyorlardı.
Araba yolunun dönemecini geçince Muzaffer arkaya dönüp baktı.
Öküzlerin bir hayli arkada kaldıklarını görünce:
— Ben hızlı gidiyorum, siz hayvanları yormadan yavaş yavaş gelin.
— Tamam, dediler Mediha ile Zeliha.
Muzaffer, Emektar’ın yularından tutup hızlandı. Dereözü’nün dönemecini dolandıktan sonra gözden kayboldu.
Kızlar araba yolunu bitirip Dereözü’nün başına geldiklerinde, ağaçlardan, çalılardan, insan boyuna ulaşmış otlardan yukarıları göremiyorlardı. Öküzlerin ağır temposuna uyarak hem yürüdüler hem de patikaya yakın yerlerdeki acı eriklerden ve gövermiş gök eriklerden topladılar. Mayhoş tadıyla yüzlerini buruşturan erikleri yerken Zeliha, birazını da fistanının ceplerine doldurdu.
Yorumlar
Yorum Gönder