HAYADLIK YAŞAMLAR – Bazlama ile Gözleme Kardeşliği

 HAYADLIK YAŞAMLAR – 4

Bazlama ile Gözleme Kardeşliği

Merak, korku ve endişeli bekleyişle geçen günün ardından hanımlar yine gün doğmadan uyanmışlardı. Yanlarına koydukları çuvallardan yaslaç ile un alıp eleğe koyuyorlar. Yaslacı çuvalın içinde bırakıp iki ellerinin arasına aldıkları eleklerle un eliyorlardı. Elekler ellerinin arasında sağlı sollu gelirken “tıp tıp” ses çıkarıyor, unlar da alta akıyordu. Biri ağaç tekneye, diğeri plastik leğene un eliyordu. Hava Kadın, eleğin üstünde kalan çöpelleri ağaç kasnağa boşalttı. İşini bitirince eleği, üstüne bıraktığı pembe leğeni kenara çekti.

Ötevlerin Hava’nın yanına gidip onun elinden eleği aldı:

 — Ben devam edeyim, sen Muzaffer’i uyandır. Ezan vakti gelmiştir, dedi.

Ötevlerin Hava kalkıp bir kenarda üzerini çırptı. Yattıkları odaya yönelip içeri girdi. Az sonra Muzaffer çıktı, arka ayazlığa gidip geldi. Çok geçmeden de üstünü başını giydi, dışarı çıktı. O giderken Hava Kadın, kocasını uyandırıp eleme işine devam etti. Hassün, abdestlikte hem ihtiyacını görmüş hem de abdestini almıştı. Elbiselerini giyip odadan çıktı. Ezan okunurken caminin yolunu tuttu.

Ötevlerin Hava, ocakta tarhanayı pişirirken çayı da demlemişti. Hava Kadın da eleme işini bitirip elekleri hayaddaki çivilere astı. Namazlarını her zamanki gibi birlikte kıldılar.

Takvim gün dönümünü geçmiş olsa da sabah serinliği insanı titretiyordu. Kümes kapısını açmak için dışarı çıkan, Hava Kadın serinliği bedeninde hissetti. Samanlığın yanındaki kümesten horozu, tavukları çıkardı, yemledi. Folluğu kontrol etti, boştu.

Eve girdikten sonra beyler geldi. Sofra kurdular.

Yemek sırasında Ötevlerin Hava:

 — Bugün ekmek edeceğim. Hava Abam da gözleme pişirecek. Kırılmış odun lazım.

Muzaffer:

 — Ben biraz kırayım, siz ihtiyacınız kadarını alın, dedi.

Karınlarını doyurduktan sonra ikişer bardak keyif çayı içtiler. Hassün, divanda yatan bebeğin yanına gidip onunla oyalandı. Muzaffer damda odun kırarken Şeref, babasının “Orada dur,” deyişine uyup dama inen kapıdan onu izliyordu. Odun kırma işini bitirince Muzaffer, Şeref’e:

 — Ben bostanın suyuna bakacağım. Sen eve çık, deyip yukarı gönderdi.

Dışarı çıktı, arka bakmaya gitti. Önce bostanın içinde suyun akarına engel olacak taş ve toprakları kaldırdı. Elindeki sopayla akarın yolunu belirginleştirdi. Ev ile cami arasındaki yolda bozuk yerleri düzeltti. Salihlerin evinin üstünden suyu kendi bostanlarına çevirdi. Suyun akışını izleyerek bostanın içindeki ilerleyişini gözledi. Bazı yerleri genişletti.

Eve dönüp tırpanı aldı. Eyelerken Hassün cebinden para çıkarıp uzattı.

— Bu ne? dedi Muzaffer.

— Un parası, diye yanıtladı Hassün.

— Emmioğlu, lafı mı olur? Sen evin üstüne kiremitleri getirttiğinde bizden para aldın mı ki ben bir çuval unun parasını alayım? Varımız yoğumuz bir. Aynı kaptan karnımızı doyuruyoruz. Ayıp olur, emmioğlu. Hem unları anamgile götürdüm, onların ödenemeyecek hakkı var üstümüzde, helal olsun, deyip elinin tersiyle uzaklaştırdı parayı.

Söylediklerinde haklıydı Muzaffer. Hassün askerden teskere alıp dönerken üç arkadaşıyla onar kuruş katıp piyango bileti almışlardı. O zamanın parasıyla 30 bin lira ikramiye çıkmış biletlerine, her biri 10’ar bin lira payını almıştı. Hassün o paranın bir kısmıyla Eskişehir’den özel olarak getirttiği kiremitlerle evin üstünü örtmüştü. Yangın sonrası yapılan tuğla evlerin birkaçı dışında, köyde kiremitli tek ahşap ev onlarınkiydi. Israr etse de parayı almadı Muzaffer. Kadınlar memnundu, uzaktan onları izliyorlardı.

Ötevlerin Hava, Şeref’e paşa çayı, beylere de birer bardak çay daha götürdü. Sevindiler. Köylük yerde her evde çay olmazdı. Olan da çoğu zaman eve gelen misafire ikram edilirdi. Çaylarını keyifle içtiler.

Eyeleme işi bitince eyeyi cebine koydu Muzaffer, ağaç testiyi aldı. Ayazlıktaki güğümden su doldurdu, dama indi. Ağaç tırmığı da aldı. Emektar yedeğinde damdan çıktı. Yukarıya seslendi:

— Ben harmana gidiyorum.

Hassün aşağıya indi. O camiye giderken Muzaffer, bostana gelen suyu kontrol edip harmanın yolunu tuttu.

Harman uzak değildi. Köyün alt başında, yola yakındı. Emektar’ın yularına kısa bir urgan ekleyip yayılsın diye taşların arasında büyümüş çalının dibine bağladı. Testiyi güneş görmesin diye Ağaların bahçesindeki darabaların gölgesine koydu. “Ya Allah, ya Bismillah,” deyip tırpanı otlara salladı, biçmeye başladı.

Kolay iş değildi tırpan sallamak. Ot olsun, ekin arpa olsun, toprağa değdirmeden biçilmeliydi. En önemlisi çok dikkatli olmak gerekirdi. Küçük bir dalgınlıkta insan kendi bacağını bile biçer, yaralayabilirdi kendini.

Dinlene dinlene, yavaş yavaş, hiç acele etmeden işini yapıyordu Muzaffer.

Beyler gittikten sonra Hava Kadın, leğendeki unu yoğurmuş, hamur yapmış, üstünü örtüp dinlenmeye bırakmıştı. Oğlunu emzirmiş, altını temizlemiş, beşiğe yatırıp kundaklamış, sallayıp uyutmuştu.

Ayazlığa çıkıp gavatadan biraz tereyağı, bayatlamış bir bazlama, iki baş iri soğan, fıçıdan da kel peynir aldı. Abdestlikte peyniri yıkayıp geldi. Peynirin yarısını sürteleçle rendeledi, birazını siniye aldı. Bayat ekmeği de üzerine ufaladı. Soğanları soyup rastgele dikine yardı, gözlerinin yaşarmasına aldırış etmeden küçük küçük doğrayıp hepsini karıştırdı. Soğanla peynir kokusu odayı sarmıştı.

Ocak başına geçip sacayağını yerleştirdi. Divanın altından üç odun alıp ocaktaki sacayağının altına sürdü. Ocağı yaktı. Toprak çömleği sacayağının üstüne koydu. Yağı eritip sinidekileri çömleğe boşalttı. Biraz tuz ekledi, az da karabiber ve pul biber katıp karışımı iyice pişirdi. Bu defa peynirli, soğanlı, tereyağlı pişen karışımın kokusu tüm evin içine yayıldı.

Ötevlerin Hava:

 — Aba gı, şimdiden canım çekti, diye seslendi.

Hava Kadın:

 — Hele sabret, pişince hep beraber yiyecez, diye karşılık verdi.

Yavaş yanmaları için odunları birbirinden ayırdı. Kalın bezden eliyle diktiği tutaçla iki yandan tutup çömleği sacayağından indirip ocağın kenarına çekti. Sofrayı, yaygıyı, hamur leğenini, oklavayı, un kasnağını, isiranı, tavşanayağını, yağ tasını ocağın yanına taşıdı. En geniş tavayı sacayağının üstüne koydu, odunları birleştirip ateşi artırdı. Ayazlıktaki gavatadan biraz yağ alıp tavada eritti, eriyeni yağ tasına döktü, tavşanayağını da içine koydu.

Hava Kadın, Hava Ana’nın odasında bunları yaparken, Ötevlerin Hava Fadime Ana’nın odasında teknede hamur yoğuruyordu. “Şak! Şuk!” sesleri evin her tarafından duyulurken:

“Teknemizde hamur

 Bahçemizde çamur

 Bereketli olsun

 Soframızda yağmur,”

tekerlemesi Hava Kadın’ın dudaklarından dökülüyor, Ötevlerin Hava’nın kulağına ulaşıyordu.

Hava Kadın yaygıyı serdi, sofrayı kurdu, üstüne biraz un serpti. Leğeni yanına çekti, örtüsünü bir kenara koydu. Hamuru isiranla karıştırıp sofranın üstüne küçük pazı hamur aldı. Sofranın üstüne koyduğu hamurun her tarafı unlansın diye eliyle yuvarladı. Sofranın ortasına getirdiği hamuru oklavayla daire şeklinde açmaya başladı. Yufka belli kalınlığa gelince çömlekteki peynirli, soğanlı içten bir kaşık alıp yufkanın yarısına yaydı. Diğer yarısını üzerine kapatıp kenarlarını bastırdı. Ocaktaki tavada pişirmeye başladı. Yanmasın diye ara sıra kontrol ediyor, altlı üstlü çevirerek iyice pişmesini sağlıyordu. Biri pişerken diğerini hazırladı. Pişenleri siniye alıp tavşanayağıyla altını üstünü yağladı.

Kuşluk vakti gelmeden işini bitirdiğinde on beş gözleme hazırdı. Ortalığı topladı, her şeyi yerine kaldırdı.

Süpürme işini de bitirdikten sonra bebeği kontrol etti. Uyuyordu. İki güğüm alıp dışarı çıktı, kendi kendine yol bulan bostandaki suyollarını kontrol edip yukarı çeşmeye yöneldi.

Son çayları doldurup verdikten sonra Ötevlerin Hava, teknenin başına oturup hamuru yoğurmuştu. Üstünü örttüğü mayalı hamuru kabarması için dinlenmeye bırakmıştı.

Dama inerek kocasının kırdığı odunlardan birazını yukarı taşımıştı. Şeref de peşine takılıp onunla inip çıkmıştı.

Ayazlıktan yaygıyı, deri kendürü, isiranı, pislacı, yaslacı, un kasnağını alıp ocak başına götürmüş, hazırlıklarını tamamlamıştı. Hamur teknesini kontrol edip iyice kabardığını görünce örtülerini aldı. Teknenin iki kulpundan çaprazlama tutup kendürün kenarına yerleştirdi.

Köylerde tekneler dört köşeli, her tarafı gibi son derece düzgün, yan tahtaları dışarıya eğimliydi. Hamur yoğurmaktan başka, pişen bazlamalar, ekmekler de üstü örtülerek bu teknelerde muhafaza edilirdi.

Kenardaki sacayağını ocak taşının ortasına yerleştirdi. Ayazlıktan oval, kenarları yukarı çıkıntılı düz toprak sacı da getirip sacayağına ortaladı. Fazla kalın olmayan, ince uzun odunlardan dört tanesini alıp sacayağının altına ikişerli koyup yaktı. Kendisinin arkasına, yüklük tarafında olacak şekilde yere temiz bir örtü serdi. Un kasnağından biraz un alıp kendürün üstüne döküp eliyle yaydı. İsiranı tekneye daldırıp bir topak hamur aldı. Kendürü kenarından kaldırıp öbür elinin yardımıyla hamuru yuvarladı. Her tarafı unlanan pazıyı yaslacın üstüne aldı. Parmaklarını yan yana getirip iki elinin içiyle hamuru daire şekline getirdi. Belli bir kalınlığa gelince sacın üstüne de biraz un serpti. Yaslacı, daha harlı ateşin olduğu tarafına, sacın üstünde ileri götürüp hızla çekti. Hamur, unlanmış sacın üstünde kaldı, pişmeye başladı.

Hava Kadın’ın çocukların dilindeki tekerlemeyi yaptıkları işle yorumlayarak söylemesi, Ötevlerin Hava’ya moral oluyordu. Harlı ateşin sıcaklığıyla terleyen alnını başındaki çevresinin —başörtüsünün— ucuyla silerken:

“Evimizde muhabbet

 Teknemjzde bereket

 Dünya hali böyledir

 Kim köstek kime kısmet”

diyordu.

O harlı ateşte pişerken bir başkasını aynı şekilde hazırladı. Sacdakinin altını pislacla kontrol edip pişince bir kenarından parmak ucuyla tuttu, ters çevirip öbür yüzünün de pişmesini bekledi. İki yüzü de pişeni sacın öbür tarafına aldı. Hazırladığını yaslaçla sacın boşalan yerine yerleştirdi. Pislacla ilk koyduğunu altlı üstlü çevirerek pişirirken sonrakini hazırladı. İki tarafı da pişen bazlamaları pislacla alıp temiz örtünün üzerine kiremit dizer gibi sıraladı. Teknenin sonuna kadar biri pişerken diğerini hazırladı. Öğleye kalmadan işini bitirdi.

İşin sonuna gelince biraz hamur ayırdı. Teknede kuruyanları isiranla kazıyıp hepsini birleştirdi. Bir sonraki hamur işinde kullanılmak üzere maya tasına koydu.

Şeref, divanın üstünden anasını izlerken uyuyakalmıştı. Hava Kadın, su getirdiği güğümleri abdestliğe götürürken onu görmüş, yüklükten aldığı küçük yorganı üstüne örtmüştü. Bazlama pişirme işi bittiğinde hâlâ uyuyordu.

Hassün çocuklara sure ve Kur’an dersleri verirken Muzaffer de işini bitirmiş, otları kurusun diye harmana yaymıştı. Ezan vakti camiye yetişip ezanı okumuş, cemaatle birlikte namazlarını kılmışlardı.

Emektar’ı samanlıkla ev arasındaki bahçe çitine bağladı. Tırmıkla tırpanı dam kapısından girip dama bıraktı. Hassün’e dönüp:

 — Emmoğlu, ben bostanın suyuna bakıp geleyim, dedi.

Muzaffer suyu kontrol ederken Hassün dışarıda bekledi. Muzaffer’in işi bitince Emektar’ın eyerine takılı olan ağaç testiyi alıp içeri girdiler. Muzaffer testiyi arka ayazlığa bıraktı.

Hava ılıktı. Hanımlar sofrayı hayada kurmuş, minderleri de yaygının altına yerleştirmişlerdi. Birlikte sofraya oturdular. Muzaffer’in yayladan getirdiği süzme yoğurttan büyük tasa ayran yapmışlardı. Kulplu bardaklara ayranları doldurdular. Gözlemeleri yerlerken Muzaffer:

 — Gözlemeler pek de lezzetli olmuş. Ellerine sağlık, deyince Hassün:

 — Yayla ayranıyla da pek hora geçti. Anamgilde iyi ki yollamışlar.

Hava Kadın:

 — Allah bereketimizi artırsın. Afiyet olsun.

Hep birlikte “Amin!” diyerek Hava Kadın’ın duasına karşılık verdiler.

Büyükler gözleme yiyip ayran içerek sohbet ederken Şeref’in keyfi yine yerindeydi. Eline verilen gözlemeyi döke saça yiyor, küçük bardağındaki ayranı bir dikişte içiyordu. Herkes karnını doyurup sofra başında konuşurken o, elindekini yemeye devam ediyordu. “Daha yok mu?” der gibi bakarken Hava Gelnabası küçük bardağını doldurup eline verdi. Onu da çarçabuk mideye indirdi. Gözlemesini de bitirmişti. Ayran tasına baktı. İçinde kalmadığını görünce babasına yaslanıp konuşmaları dinl

emeye başladı. Ötevlerin Hava, sabunlu ıslak bezle ellerini sildi.

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIBRISCIK MANİLERİ

ANAM