Kayıtlar

KASABADA HAYAD 1 - 6

KASABADA HAYAD “Bunlar benim memleket resimlerim, Şunlar mani, türkü ve öykülerim, Bak, sana ben neler göstereceğim, Kıbrıscık’tır yâr benim memleketim. Koçyiğit Köroğlu ile şahlanır, Havası sert, insanı mert anılır, Köyleri yirmi ikidir, sayılır. Kıbrıscık’tır yâr benim memleketim. Garadoğan merkez, pazar kurulur. İnsanlarım candan yürekli olur. Dingin deryasında huzur bulunur. Kıbrıscık’tır yâr benim memleketim. Yazıca’sı köyüm, baba ocağım, Deveci’si sıcak ana kucağım, Ata toprağımdır, anlatacağım, Kıbrıscık’tır yâr benim memleketim. İki katlı ahşap olur evlerim, Soğuk serin su akar çeşmelerim, Yollarına kırma taşlar döşerim. Kıbrıscık’tır yâr benim memleketim.” — N.B. Yazıca köyünde, iki katlı ahşap Hayadlı Ev’imiz, benim varlığım ve yaramazlıklarımla çınlarken, soğuk ve karlı bir günde büyük bir acıyla sarsılmıştı.  Tombakların Ziya Emmi’nin saman yüklü arabasıyla Gaza’ya giderlerken, arabayı kullanan acemi şoför Cavit, koca kamyonla yokuşu dönüp düze çık...

ANAM

  ANAM Anadolu’nun unutulmuş köylerinde nice bilge kadınlar ve adamlar yaşadı. Kimi davar güttü, kimi ekin biçti, kimi düven sürdü, kimi suya gitti. Ama pek çoğu; Hüseyin Yılmaz gibi, Satı (Çırpan) Kadın gibi, keşfedilmeden köylerinde, yurtlarında yitip gitti. Büyük çoğunluğu ne kitap gördüler ne defter… Ne de kalem tuttular. Ama hayatı okudular. Sevgiyle. Sabırla. Binbir emekle. Çileyle. Alın teriyle… Onların sözleri dua gibiydi: “Gül yüzün hep güleç olsun, sağlık senden hiç eksik olmasın.” Kimi zaman öğüt, kimi zaman teselli oldular: “Uykudan gayrı başınızı yastığa koydurmasın yüce Tanrım.” Dedikoduya kulak asmadılar. Kıskançlık bilmediler. “Ona da yeter, bana da.” diyecek kadar yüce gönüllüydüler. Hayatı elleriyle tarttılar. Bazen un, kimi zaman yün iplik… Milimine kadar doğru ölçtüler. Ne rakam öğrendiler ne hesap makinesi gördüler. Ama gramına, kuruşuna kader hesapladılar. Tam da orada, dürüstlükleriyle güven kazandılar. Mani söylediler, saz çaldılar, ağıtlar, türküler yaktıla...